3 Mayıs 2013 Cuma

2012-2013 Özet *

Söyleyecek çok fazla şeyim varken susmak . Ne yazacağıma bilmiyorum. Fakat şimdi geçmişe dönüp baktığımda ne kadar çok şey değişmiş Tanrım diyorum. Ben ne kadar çok değişmişim. Benleşmiş miyim, ötekileşmiş miyim? İçimde kendimle olan çatışmam hala sürüyor. O kadar çok şey oldu ki. Benim büyük zannettiğim küçük dünyam kaldıramadı bunu. İlk başta her şey güzeldi oysaki. 4 yıldır hayalini kurduğum okuldaydım. İstediğim bölüm müydü?Sahi benim istediğim neydi? Ya da istediğimi sandığım? Ne ara bu kadar korkak olmuştum? Aldığım sorumlulukların yükünü taşıyamayacak kadar güçsüz müydüm? Sanırım kendimi olduğumdan daha güçlü sanmışım ve savunmasızca atılmışım hayata bir anda. Ailemin beni dış etkenlerden uzakta büyüttüğünü farketmemde bu sayede gerçekleşti . Onlara kızmıyorum asla. Onlar sayesinde belki de çoğu insandan daha uzun bir zaman dilimi içinde hayatı kendi dünyam içinde yaşadım. Ama şu an nerde, nasıl yaşadığımı bile bilmiyorum. Bu yüzden en ufak bir umut bile .. İstediğim yerde miyim ? Sahi orası neresi? Ya da başkalarının benim için istediği yerde miyim? Şimdiden zincirler vurulmuş gibi .. Seçtiğim yolun sorumluluğunu alacağım. Ah bir de kendimi bulabilsem. İçimdekileri adamakıllı anlatabilecek ve bana yol gösterebilecek birini bulabilsem. Kafam o kadar karışık ki. Sağlığım yeni yeni düzeliyor. Vermem gereken çok önemli bir sınav var, artık bölüme geçmek ve kaderimle yüzleşmek istiyorum. Ve ne garip ki bölümüm artık benim için doğru seçim hissi uyandırıyor bende. Sanki onca savaşı boşuna yapmışım bunca zaman. Başkalarının bana dayattığı hayata karşı son isyan bayrağımı bulmuş ve bana uygun olup olmadığını düşünmeden bir anda sarılmışım. Ama şimdi.. Aslına bakarsan anlıyorum ki bu hayatta benim gerçekten okumaktan zevk alacağım ve okurken asla ders/iş olarak bakamayacağım tek bölüm edebiyattı.Hayatım boyunca da devam edecek sanırım. Şimdiki aklım olsa sınava sözelden hazırlanıp boğaziçinde edebiyat okurdum. Sanırım ancak bu şekilde kabul edilirdi benim bu dileğim ailem tarafından. Çünkü onlar için her zaman bu  - ya da onların arkasına sığınarak benim kafamda kendi kendime kabul ettiğim- edebiyatın ülkemizde meslek olarak işlevinin olmamasıydı. Lise ikinci sınıftayken edebiyat hocam demişti ki ' edebiyat benim her zaman kaçış limanım oldu. ne zaman bir acım, sevincim oldu hep ona sığındım. işinizde sizin kaçış limanınız olsun' demişti. Sanırım edebiyat da benim için buydu. Şmdi belki diyeceksin ki o zaman neden seçmedin? Aslında istanbul üniversitesine giriyordum. sıralamam iyiydi. ama önümde türkiyenin en iyi okullarından birinde kendi alanında en iyi olan bölümü okumak gibi bir seçenek varken bu imkansızdı. Bilmiyorum belki de bunu imkansızlaştıran benim kafamda. En başta insanların bana yıllardır uyguladığı ve benim içten içe reddedemediğim ama umursamaz durmaya çabaladığım o elalem ne der düşüncesi vardı aklımda. Hiç bir zaman utanmadım düz lise mezunu olmaktan. Ama şimdi aldığım tepkilere bakılırsa kimsenin benden umudu yokmuş. Onca sene kendimi yırtmam sadece heves olarak mı görülmüş? Hayallerıme bir tek ben mi inanmışım? Bilmiyorum. Ama en iyisini yapmak istiyorum. Ve çok korkuyorum. En iyisini yapayım derken kendi isteklerimi unutup başkalarına göre yaşamaktan.'Hiç yakışık alır mıydı? millet ne derdi sonra. millet… ya da annemin dediği gibi; elâlem. bütün yaşamlar o görünmeyen güce yaranmak için harcanıyor buralarda.' Yurda ilk girdiğim günü hatırlıyorum da. Aklımda sadece bir ay sonra tekrar eve döneceğim vardı. Gerçekten döndüm de. Bayram tatiliydi.Ve o kadar kısa ve hızlı geçmişti ki hemen sonrasında yine aynı yerdeydim. Sonrası bilirsin işte. Bunalım. Belki o gün onunla karşılaşmasaydım, aynı oda da değil de ilk seçtiğim oda da kalsaydım belki bugün burda olmazdım kim bilir? Kimseyi suçlayamam. Sonuçta hiçbir şey zorla yaptırılmadı bana. Ama beyne dayatılan ,ortamın yapmanı gerektirdiği anlar vardır ya işte onlardı sanırım beni bunlara iten. Belki bir kez olsun kendim gibi davranmaktan korkmasaydım, mesela sabahları uyandığımda vücudum gerilmekten ağrımasaydı , açıkça düşüncelerime söyleyebilseydim her şey daha güzel olmaz mıydı? Bu insanların düşüncelerine göre yaşamayı kim sokmuştu aklıma? Yine de alışık olmadığımdan olsa gerek tökezledim. Sonra o geldi .Bir anda. Platonik aşkım/ya da platonik olduğunu sandığım. Önceden tek kelime edip söylemezken aşkımdan ölp geberirken söyledim ona da her şeyi tek tek. Ve bir anda başladı her şey. İlk sevgilimdi kendisi bunu bilmese de. Belki uzakta değil de yanımda olsa sesimin titreyişinden, hareketlerimin saçmalağından anlardı o da bunu. Ama o bilmedi. Çünkü ben hep kaçtım. Komikti aslında bir yandan. İlk düşüşüm onun aşk sarhoşluğu altında gizlendi en derine sonra tekrardan çıkmak üzere. Ve ben söyleyemediğim her şeyi tek tek söyledim ona. Çoğu söylenmedi yine gerçi. Toplasan belki bir ayı geçmez .. kavgasız günümde olmadı. ama güzeldi. hayaller her zaman daha güzeldir çünkü. onunla bir gün o yolda yürüyeceğimi , kaygısızca başımı omzuna koyacağıma ve sonbaharı birlikte geçireceğimize inanmak bile güzeldi. İmkansıza inanmak. Oysaki biz birbirimiz için hayallerınden vazgeçemeyen iki insandık. Ama özeldik. O doğru insan değildi. Bende değildim. Güven verici değildi , en azından kandırılmadım. Fakat yine de farklıydı işte. Fazla temiz kaldık, birbirimizi kötü sözlerle kırmadık, yıkmadık. Bana neden kızdığını bile bilmeden bitti bizim hikayemiz. İlk içişimde onu unutmak içindi. Ya da ikinci. Sanki bir şeylere isyandı bu. Tüm kalıpları yıkmak kafamda tabuları yıkmaktı.Sonra ikinci düşüş geldi.İkinci içişimden hemen sonra. Ansızın. Yıktı. O kadar kötüydü ki her hatırladığımda korkuyorum. O bile iyi gelmedi bana. Kendi dibimi görmeye çalıştım günlerce. Çabaladıkça daha dibe battım. Yakınım dediğim insanlar uzaklaştı benden. Bir tanesi tek kelime etmeden konuşmayı bir anda kesti benle. Hala bilmem neden böyle olduğunu. Tek kelime etmedim ona da içimin çürümüşlüğünden çıkıp. sağlığım da hayatımla beraber gitmişti. sanki daha önceki diplerden farklı hayatın dibiydi bu. üstelik tüm istediklerim elimdeyken. ya da öyle sanarken.şimdiyse burdayım. farklı insanlarla tanıştm. daha iyiyim. bir şeylerin üstesinden tek başıma gelmeyi öğreniyorum sanırım. ya da öyle sanıyorum bilmiyorum. açıkçası çok sıkıldım başkalarının hayatı üzerinden yaşamaktan. bu onların düşünceleri üzerinden yaşamak demek değil. bu onların hayatındaki sorunlara çözüm bulmak , onları daima yardımcı olmak ama her seferinde tek başına bırakılmak demek. ve en ufak sorunda benim suçlu bulunmam cidden can sıkıcı. artık kendi doğrularımla inandığım gibi yaşasam olmaz mı? inandığın gibi yaşamazsan, yaşadığın gibi inanmaya başlarsın. ne kadar doğru bir söz. sanki insanların gölgesi beni eziyor . onların farketmeden bana yükledikleri sorumluluk beni yoruyor. yaşanan her şeyi olgunlukla karşılayıp durmam bir yerde yanlış değil mi gerçekten? bir yerde patlayacağım acaba kimse bunun farkında mı? her şey susuyorum diye mi? bu kadar çok şey bilmekten nefret ediyorum bazen. olgun olmaktan da. kendi yanlışlarımı yapma fırsatımı elimden aldıkları için . umarım yanlış bir şey yapmam kendi doğrularıma göre . umarım. bu arada. başka birisine tutuldum. yani buna tutulmak deniyor mu tam anlamıyla bilmiyorum fakat onu rüyamda gördüğüm o ilk zamandan beri .. kafam çok karışık. önceden birinden hoşlandığımda kötü bi özelliğini bulur ve mutlaka bunun üzerinden prim yürütüp onu unutacağıma beynimi şartlandırırdım. oysa şu an tek bi hareketi bile itici gelmiyor. aksine yanımda olmasını o kadar çok istiyorum ki. imkansız olduğunu bile bile. hayatım boyunca aldığım tüm mantıklı kararların dışında bir istek olsa bile. hayali bile güzel. işin kötü tarafı onun da benden hoşlandığını düşünmüş olmamdı. bakışmalarımız, benim yanımda gerilmesi, konuşamaması,gözlerini ben baktığımda kaçırması  , karşıma olur olmadık yerde çıkması. bilmiyorum bunların hepsi belki de benim kuruntumdu demek istiyorum kendimi buna inandırmak istiyorum ama bakışlarındaki o şey ne? anlamlandıramıyorum. başka bir kızla gördüğümden beri. ilk gördüğümde canım çok yandı tabiki. insanın kendisinin bile olmayan bir insanı kıskanması çok saçma.  ama neden hala rüyalarıma geliyor, neden hala bakıyor ve neden hala o kızın elini tutmadı , öpmedi çıldıracağım. hayır bunları hoş karşılayacağımdan değil fakat o böyle mesafeli durdukça içindeki umut tükenmiyor olmuyor işte olmuyor. gitmiyor içimden. denemedim olmuyor. başkasının kalbinde olan, ve kalbi başkasına ait olan birini içinde  böylesine taşımak o kadar adice ki kendimden utanıyorum. belki onları öyle görürsem hep içimdeki umut hem de ona yüklediğim anlam gider diyorum belki? bilmiyorum. köçe bucak kaçıyorum sadece. yüzüne bakmayalı ne çok zaman oldu. peki neden hala böyleyim? onun böyle hissetmediğini hatta bu duyguların kıyısından ötesinden geçmediğini tabiki biliyorum. ben yine kendi kendime takılıyorum. yine.. neyse. sanırım yapmam gereken şey sınava odaklanmak ve seneye bölümde olmak. evet. kalbimize gömelim o zaman. nasıl ergenim bazen kendim bile şaşıyorum kendime. 
bu arada dinlenilesi chris ısaak-wicked game. friends 2. sezon 15. bölüm :*

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder