22 Eylül 2013 Pazar

takıntı*

takıntı. sanırım yaşadığım şey ya da tüm hayatım bu. döngü hep aynı çünkü. unutmak istemek unutmaya neden olmuyor malesef. işin kötü tarafı aslında içten içe biliyorsun gerçeği. sadece kendini kandırmaya devam ediyorsun. ve unutmaya çalışırken aslında hep anımsıyorsun tüm gerçekliğiyle ya da zihninin sana çizdiği mükemmellikle. denedim . inan çok denedim.belki de kendimi kandırdım bilmiyorum ki. ama yoruldum. hep aynı yerde dolaşıp durmaktan yoruldum. kabusum olmandan yoruldum. güzel kabusum. yüzüme hiç bakmadığın kaç rüya gördüm biliyor musun? kaç sigara tükettin sen, ben seni büyülenmişcesine umutsuzca izlerken. insan nasıl bu kadar çok istermiş anlıyorum. ama biliyorum. tıpkı önceden de bildiğim gibi. sonunu bildiğim hikayelerden yoruldum. şu anda napıyorsun? hani nazım'ın bi' şiiri var ya.
O şimdi ne yapıyor şu anda şimdi, şimdi?
Evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
....
Ve ne düşünüyor
 beni mi?
Yoksa  ne bileyim
 fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
Yahut, insanların çoğunun
neden böyle bedbaht olduğunu mu?
O şimdi ne düşünüyor, şu anda, şimdi, şimdi?...

biliyorum biliyorum. seni de unutacağım tıpkı öncesi gibi. ya da unutmuş sayacağım ,içimde bi' yerlerde saklı kalacaksın. hayal ettiğim kişi olmadığını da biliyorum. ama işte vazgeçemiyorum. artık hayal etmek istemiyorum. planlamak , düşünmek istemiyorum. hayat bana ne getiriyorsa onu yaşamak istiyorum. olmayana/olmayacağa ağıt yakmaktan yoruldum. ama bilmeni isterdim. gün gelir bi' gün seversin beni diye, içimdeki küçük çocuğu avutuyorum ve besliyorum o umudu elimde olmadan. ne güzel seversin sen .

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder